28 Mart 2010 Pazar

Dikiş Yemiş Ruhlar

her gün içimde bir köpek uluyor.
geçmişi bendeymiş,
geri almak istiyor!


bir mutluluk katliamı seyretti o şehir. o şehir bana dar geldi. neydi gözlerimden akan ıslak valsin diğer adı? ben miydim o ölümle dans eden hırçın kız? ben miydim asaleti boyunu aşan? kara bir gül dudaklarını ısırırdı. ben ölümle dans edercesine, yorgun. sahi ne çok öldüm! ne çok öldüm! ırmaklarca topladım gözlerimi. gülümserken ağladım yüzlerce!

Love is... ?

şiirliyorum ellerimi
o yüzden yaktım tüm şehirleri bu sabah.
en gibiyiz hepimiz.

yapraklar düşer, su yanar ve ağlar bir yavru ceylan
görmeyen gözleriyle uzanır pencerelerden.

olur da ağzı düşerse bir gün sevgilinin
ve düşerse bir gün dilinden
ne bir hukuku olacak sevdanın
ne de nasırlanmış bir destanı.

Choke

Ben ölümü severken ölmeyi seçerdi o hep. Sınır yok artık... Sek içmiş tüm intiharlarını...

İzbe bir mağazadan aldı zırhını. Tüm aşklarını karanlık uykularına gömdü. Saat yalnızlığını mırıldandı. Tik, tak.

Tırnak içine alınmış yalnızlığı uzak diyarlardan bir yıldırım gibi düştü geceye.

Uzun

kendimi yaralayışlarım kasıtlı hep
fevkalade bir acıya sevk ettim ruhumu yine
o ki her boyun büküşünde ağzı kırılan
ben onun avuçlarını öperdim.

biraz tortu kalmış bardağın dibinde
yudum yudum acıları içiyoruz, kadehler daracık
anlatılan hikayeler zamanı kenetleyemez şimdi
ve gün gelir ben de ellerimde tutamam seni.

kucağındayım, unufak ettiğin her düşümle
olası ihtimallere kan kusan cümlelerin var senin.
ben senden nasıl uzak olayım?
neden olayım?

bir , iki...
sevda!
bende yitip gidersin.

içimdeki yabancıyı susturmaya gücüm yok
yüzün budanmış yalnızlıktan
onca yanlışlıktan sonra yalnızlığın ağlıyor
dikkatli bakıyorum sana
yaş mı o gözlerindeki?

görüyorum.
biliyorsun.
uzattıklarımızı keselim artık.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Ağzı Bozuk Hıçkırıklar Salatası

bir dakika içinde iki sigara yaktım
ard arda
adını ağzımdan çekip çıkardım.
yüzün yüzüme monteydi
az kanayıp çıkardım gözlerini gözlerimden.

parçalandım.

ellerinin izini kazıdım bedenimden
artık cillop gibiyim
rütbe atladım aşkta acılardan terfi alırken.
ve şimdi soğuk buralar.
geceler üşütür beni, gece bir fısıldasa titrerim ürkerek.
aylardan aralık.

kaostan kaosa zıp zıp çekirgeyken ben
mini mini bir düş çalmıştı hain kışın kapısını
fiilsizdi yıldızlar, pişirmeden yenmiyordu yalnızlık
zaten karnım toktu, aşkım toy.

hu huu.
kimse yok, biliyorum.
kış gibi kapınızı çalmak istedim yalnızca.
eli yüzü pasak içinde
kara bir kış gibi dadanmak istedim şehrinize.

içimde bir yerlerde

ona koşuyorum; karla karışık
ona koşuyorum; tabanlarım delik
ona koşuyorum; bembeyaz bir karakış çocukluğum
ona koşuyorum; yüzü yüzüme monte.

postmodern bir aşka sapıp yolunu bulamadan çaresizce dönen
kendini kar zanneden tutku ve melankoli parçalarına
ve yngwie malmsteen'e
bu saçmalığa katkılarından dolayı
bir damla gözyaşını borç bilirim.

Aralık '07

Birdir Bir

sensiz gecelerde uykusuzluğum
acile kaldırılırken gece vardiyalarında
ruhum morglarda arardı bedenimi
üşürdüm yalnızlığımın renksiz havasında.

bak, yine tersine işliyor zaman. oyasını söküp, tekrar işliyor zaman. sen gidip bırakıyorsun beni geçmişinin en keskin virajlarında, ben koşarken bulmak için seni gökkuşağının diğer ucuna.

seni seyrederken, o hırçın masumiyetini.
hırpalanıyorum.

Karalıyorum, Öyleyse Varım - Vol. 3

"evet ve harikaydı. ilk defa bir kızla yapıyordum bu işi ve harikaydı."

kastettiğim murattı. alkole pek dayanıklı olduğum söylenemez ve ikinci birada çarpılmıştım. neyse ki anlamamıştı. anlasa ve öyle bir şey yaşanmamış olsa ottan sidikten bir nedenden yitirebilirdim onu. şükrettim anlamamasına bir kez daha. şu an önemli olan cansunun lezbiyen olması falan değildi. kafamda toparlamaya çalışıyordum her şeyi. o konuşmaya devam ediyordu.

"o an başladı ilişkimiz. hem haplara, hem özgeye bağımlı olmuştum. benim hatunların gıkı çıkmıyordu faturaları ve kirayı zamanında verdiğim sürece. aynı tas aynı hamam devam ediyorlardı salaş hayatlarına. benim de pek iplediğim yoktu zaten."

bitirmesini istiyordum artık, uzattıkça uzatırdı çünkü. huyu bu, yapacak bi şey yok.

"şimdi nasılsınız peki? hala birlikte misiniz? annen falan öğrendi mi? kızım, lezbiyen misin? dengesizleşmişsin görmeyeli."

"ağır ol burcu, yavaş yavaş anlatıyorum ki anla." deyip sırıttıktan sonra üçüncü birasını açtı vedevam etti soluksuz.

"diyorum ki senin bölüm gibi değildi benim bölüm. sıkıydı dersler ve benim de aram pek iyi değildi hocalarla. giydiriyorlardı notları. okul yüzünden özgeyle de pek görüşemiyorduk. görüşünce de ne yaptığımız malum zaten. sonra bir gün memlekete gidiyorum diye çıktı gitti. bir ay her gün araştık. sonra kesildi aramaları, ulaşılmaz oldu telefonu. bir süre ses etmedim ama sonunda dayanamayıp annesini aradım. kadın da telaşlandı benim yüzümden. meğer bizimki ankaraya hiç gitmemiş, kadın da istanbulda sanıyor onu. her ne kadar sevmese, iplemese de anne yüreği işte. kadın fenalaşmış. babası falan aradı beni haber alırsam onlara ileteyim diye. çok paniklemişler. ve ne oldu biliyor musun? yüzüncü yılda bir evde ölü buldular özgeyi iki ay sonra... asmış kendini. ev berkay diye birine aitmiş. geçmişi hakkında hiç konuşmamıştı benle özge. meğer ankarada bir sevgilisi varmış buncazaman. berkay da onun ev arkadaşıymış. ne berkayın ne de ev arkadaşının nerde olduğunu bulamadı polis. çocuklar hakkında kimse bir şey bilmiyor. ev de müstakil zaten iki katlı. gittim ölümünden sonra eve. alt kat boşmuş, iki hafta falan kalmış orda o halde ceset. kendimi mahvettim onu kaybettikten sonra."

kanımı donduruyordu her hikayesiyle eskisi gibi.

"muratla ne zamandır birliktesin? sen anlat az" dedi sonra.
"dört buçuk yıl" dedim. muratın adını onun ağzından duymak beni can dostumdan iğrendirmişti. kafası güzelleşmeye başlayan bir kadındı artık karşımdaki. ve nasıl dolduysa anlatmaya devam ediyordu.

"sonra atlattım özgeyi. bakma böyle söylediğime bir sene boyunca tedavi gördüm. uyuşturucuyu falan bıraktım o dönem, amatemde yattım. avukatlık yapamadım, bir ay falan denedim şansımı ama olmayınca bir barda işe girdim. barın sahibiyle kısa zamanda dost olduk. yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. evliydi cengiz, iki de çocuğu vardı. abi dediğim adam bana tecavüz etmeye kalktı ben sarhoşken. ona bir şey de diyemiyorum. harbi kaşınmıştım. orda da bu hadise baş gösterene kadar çalıştım. sonra netten deniz'le tanıştım. bir buçuk yıldır birlikteydik. çalışmıyordum, beş kuruş param yoktu. denizle yaşamaya başlamıştım. ekmek elden su gölden gidiyordu her şey ve terk etti beni geçen hafta nedensiz yere it. her şeyimi vermiştim ben ona. koydu be hatun. "

kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir andı. daha fazla üstünde durup yarasını deşmek istemedim.

"üzüldüm" dedim.

üzülmüştüm. mahvettiği hayatına, çulsuzluğuna, annecağızına. bu kadarını beklemiyorduysam da kendini batırdığını biliyordum. çıkar yine girdiği balçıktan diyordum, öyle olmamıştı ve olacak gibi de görünmüyordu bu defa. bir süre daha anlatıp sızdı. muratı arayıp dışarı çıkmayı istediğimi söyledim. cansu bu gece de bizdeydi. menzilsiz, sarhoş, beş parasız. murattan gelen çağrıyla ayakkabılarımı geçirip kapıya çıktım.

hava ayazdı.