18 Ocak 2011 Salı

çirkin

tertemiz kimse yokmuş, onu gördüm bugün. insanlar paslı. insanlar çirkin. bu yüzden en güçlü maskemin arkasına saklanıp kendimden zayıf insanlarla yürüyorum sanırım. tüm hayallerimi kırsınlar diye kuruyorum. kırılacaklarını bile bile. müsa"deniz"le...

insanların alnında yazmıyor ki arkadaş "güvenilir" diye. düşüveriyorsun. beş günün mutlu geçiyorsa altıncı günde skip atıyorlar bir kenara. dostluk kalmıyor, aşk kalmıyor. pasak var herkesin gülüşünde biraz. inatla düşüyorum bu tuzağa. inatla seviyorum, inatla açıyorum kendimi.ciddiyetimden taviz vermemeyi ne çok isterdim oysa!

22 Aralık 2010 Çarşamba

ve

gecelerim ismini kaybetmeye başladı bile
dilsiz bir çocuğun yanık türküsü gibisin nafile
telaşlar tutuşmuş şimdi ellerimde
gök düşüyor, güz düşüyor, kış düşüyor hala ve
sana koşuyor içim...
bu şehrin geceleri ayrı bir kaos
sanki her köşede ayrı bir yankılanıyor ismin hep
detonesin ve varlığın hep aynı sokakta eziliyor
ne çok ölüyorsun ayışığı yokluğunu sayıklıyor
ve çocuk düşlerim ve koca bir kız çocuğuyum ben yittim
bu anın içinde ve karıncalanıyor ellerim sahi
ne çok ölüyorsun güneş yüzüne vuruyor ve
denizsiz bir kentte özlemek hep daha zor ve asıyorum onları
birebir yaşıyorum tüm kabuslarımı ve ağlayıp uyanıyorum ve yine
yoksun ve yokluğun içimi kemiriyor!

18 Kasım 2010 Perşembe

trajedi tiyatrosu

rüzgar bilinmeyene itiyor ihtiyar ruhumu
yeni bir şehir kapılarını aralıyor
gülüşlerimi yitirdiğim sokak aralarında
defalarca intihar ediyor çocukluğum.
her sokakta üç rekat ağlıyorum.
yaralarım dikiş tutmuyor
dikiş tutmuyor sensizlik...
kanamalı sökükleri var tenimin astarının
iki yanı kanamalı gülüşleri.

izmir'de görüntüler böyle.
şimdi sendeyiz merkez!

k.İ

şiirlerim sizin olsun
aşklarım sizin olsun
gittiğim bütün yerleşim birimlerindeki
morgların kapısı açıktır bana.
otopsimden para da almazlar.

-

bugün uzaktan bir seyrettim seni Ankara,
biliyor musun ne denli haksızlıklar bütünü yüklediğin bana
dil altı yaptığın aşklarımı saymıyorum
ne çok hüzün kattın aslında
parmak uçlarımı kesen bir tutkuydu sana duyduğum
ve birden canım hiç acıdı
sana emanet ettiğim.

Every Now n Then

ellerim gecenin omuzlarına dokundu. sevda yükünü boşaltırken gözyaşlarıma, taşıyamadım seni. damladın gözlerimden. sesin odadaydı hala. biz orda değildik. olamadık.

ölümün maskesi düştü. mumları ben yakmadım. benim değildi o eller. acı tam gecenin ortasında doğuruverdi. acı bize pişti yaptı. hissedemedik. ellerim gecenin ellerine dokunamadı. gece kendini senin sesine boyadı. biz orda değildik. olamadık.

29 Ekim 2010 Cuma

Aşk 1

"küçük bir çocuktum. kırlarda dolaşırken incittim ayak bileğimi. tedavi istemedim, geçer dedim. şimdi koca bir kadın oldum ve incinen bileğime saniye yüklensem ayakta durmakta güçlük çekiyorum. dahası acı. dahası pişmanlık..."

aşkı yaşlandıran çiftler var derlerdi inanmazdım. ancak kendiniz bunlardan biri sınıfına giriyor olabileceğinizi düşündüğünüzde kabulleniyorsunuz bunun aslında bir "gerçek" olduğunu. ben de fark ettim geçenlerde bazen yaşlandırdığımı onu. kağıdımı kalemimi aldım önüme, bir mum yaktım ve tütsü. aşkı çizdim. kendi içimde bir ayindi bu. çağırdım onu. uzun süre bekledim. yalvardım gelsin diye. şimdi gelmeyecekti de ne zaman?

neden sonra geldi. gözlerime inanamadım. bir ağlamak geldi içimden, bir boğulmak gözyaşlarına... ağzımı kapadı narin parmaklarıyla. "sus" dedi, "korkutuyorsun beni"... güzel yüzünde boylu boyunca çizgiler, gözlerinin altında dev torbalar, tazecik beklediğim ses çatallaşmış. dahası ayakta duramıyor. bir sandalye çektim hemen ona. "otur" dedim "uzun yoldan geldin, yorgunsundur."

yorgundu. yorgunduk.

"yok mu" dedim "çaresi olmayan dert olmaz. nasıl geldin bu hale?"

"çok koştum" dedi "çok düştüm."

"bir şeyler ikram edeyim sana" dedim "ne istersen?"

"istemem bir şey" dedi "yedikçe çıkarıyorum şu aralar".

"şiirler yazdım sana" dedim
"adına şarkılar besteleniyor yıllardır hem. mırıldanırım istersen. okurum tüm şiirlerimi. hepsi sana. bir nebze mutlu ol bari. sensiz bir dünya düşünülemez ki."

"istemem" dedi "çok da vaktim yok zaten. gitmem lazım, beklerler."

"dur" dedim "hemen nereye? daha bana gittiği, gördüğün yerleri anlatacaktın. ben yıllardır bekliyorum bu anı."

"gitmeliyim" dedi "beklerler."

"iyi ama nereye şimdi?" dedim "bu yaralarla nasıl?"

"yaralarımı hafifletmem için gitmeliyim zaten" dedi. "ayrılık beklemez."

kaybolmadan önce derin bir iç çekti ve başladı konuşmaya :

"küçük bir çocuktum. kırlarda dolaşırken incittim ayak bileğimi. tedavi istemedim, geçer dedim. şimdi koca bir kadın oldum ve incinen bileğime saniye yüklensem ayakta durmakta güçlük çekiyorum. dahası acı. dahası pişmanlık..."

giderken mırıldandım : "love... love will tear us apart, again..."

kimseyi inandıramadım aşkı bulduğuma.


- deneme bir ki üç -