18 Haziran 2010 Cuma

Tatlı Uykular

gitar kıpırdasa teninin rengi buharlaşıyor!

Kar gibi kış kokuyor hayat
hangi resim gerçeğe dönüşecek bu gece
kim düşecek yatağından yeryüzüne
ve kaç aşk daha dile gelecek?
yitecek.

-
bir
iki
üç
-

yüzüm kendine ters aslında
aslım da yok
ibaretten ibaret bir kabare
ruh yitik şehirde
sözcükler hep birbiri ardına saplanıyor
ve mızraklar diziliyor içime.


6 Haziran 2010 Pazar

Yüz

korkuydu belki kim bilir
o an ıslak pençelerinle
kül tabağına akıtmıştın belki
zehrini
uzaktın sahi , çok uzaktın bana ...

ve dedim ki
"öyle sarhoş olsam ki
bir daha ayılmasam
her şey bir rüya olsa
unutarak uyansam !.."

gelmedi elimden
ellerim sana uzandıkça
bir hükmediş sarstı bu bedeni
han`da yankılanacak artık
o tarifsiz çığlıklar
adına yakılacak ağıtlar
kelimeler telaffuzunu kaybetmiş
senin yüzünde(n) ...

30 Nisan 2010 Cuma

siyah süt

geçmişe toz kondurdu fırtına
şehirde kaybolan ruh seni aradı
içinde bir sen vardın gecenin
bir de sen.
acıyla törpüledim yaşlarımı
aşk denen illetin yüksek mertebelerine
hayır , biz erişemedik
ve sen iterken beni fırtınaya
mor bir çığlık döküldü ağzımdan
yüzün kanardı gecelerce
aşk ağlardı
hayatın göğüslerinden emdiğim siyah süt
ilk defa zehirledi beni bu gece
ve sen iterken beni fırtınaya
sevdiğimi fısıldadım o gece
bir
yağmur şahit oldu kanayan aşkıma
ölüm mısralarıma dokundu ve sen
uzaktın cidden.

o sabah


rüyalarımda
sürekli bir ölü taşıyorum
güçsüz omuzlarımda
beyaz tenim kararıyor
ve umut ıslak bir kefenin içinde
ve çelme yiyor ruhum
korkuyorum artık
yeniden yaşamaktan ve kader
son bir darbe peşindeyken
ben seni görüyorum rüyalarımda
terkediyorum seni
sen bana kansın
sen bana korku.
can bitap
can paramparça
can ağlamaklı
can hep ölüyor aynı dizelerde.
melankoli : saklı nişanlım!

hala acını hissediyorum
ve biliyorum ki
gitmek istemedin
istemedim.
isyanım sana değil.
isyanım kimseye değil
huzurlu gecenin ardından gelen
o ezan sesinde unutulmuş kayıp
karmakoma düşlerimde
ben neden yiterdim
ben neden yitirirdim seni
kollarımdan usulca kayarken sen
ben neden hep ölürdüm
şimdi tam hatırlayamıyorum
yolun sonunda
geç kalmış her şey.
şimdi tam hatırlayamıyorum.
neden çekip gittiğimi o sabah
ve hatırlayamıyorum gündüzün bana
ne çok hakaret ettiğini
o sabah
hatırlayamıyorum.

23 Nisan 2010 Cuma

Sobe


özrü kabahatinden beter bu gece bu tufanın
artık kelimeler yetersiz kalıyor bir yerde
ölüm kadar açık bu anlamsızlık
-fizik kuralları ardımızda kalıyor-
yaratılmış binlerce senaryonun arasına çullanan
tabirsiz hayallerim var
-kırmızı,siyah,püsur,at renginde-
eski aşkları kazıtmak gibi kafadan hani
silip atamadığım bir hayal(et)sin
aynalar paramparça , ruhlar hep sökük!
etin etime sobelenmiş de sanki
aynı melodiler akıyor boğazımdan
hep kırık - dökük.

hiç mızmızlanma
bu şiirin kabahati sensin
ayıbı senin.

sen benle aynı havayı teneffüs etmeye bile
tenezzül etmiyorsun
ne acı , ne ayıp!


değişen tek şey bu gece
son sürat
aklanamayan
gaz pedalı.

kıyamete doğru!

18 Nisan 2010 Pazar

Veda

bir veda senfonisi bestelendi adeta
anın içine sıkışmış , yalnızlığı beklerken
irkildim.
sesin beni yordu.
sesin reva mıydı kurumuş topraklarımda
yağmur muydun gizlice yağan , bilemedim.
sesin itti beni jiletlerin o kör gölgesine.
uykuların kesti bileklerimi
kan içinde uyanışım oldun.
ben bugün sende öğrendim ;
sevmek senleyse
benim ağzıma büyük kaçan bir kelime.

yoruldum ölmekten

fiilsiz yalnızlıklar sığıntı gibi duruyor tomurcuk gecemde
her dileğim birer birer darağacına sarılıyor
oysa meyve vermiyor
kimse bilmiyor
dibe çöküş var dizelerde bu akşam
yıllar bir kadehçik viski olmuş
kırık bardaktan boşalan.
gece üzerime son sürat boşalırken
ben en yalnız matemlere ödünç veriyorum dudaklarımı
hayatımı idam ediyorlar
görmüyor musun
feci bir kayboluş izliyor klavyedeki her harf
yalan her düş artık
düşlerim kendine kayıp
uykular düş şimdi
uykusuz geçen geceler beni anlatamaz sana
hangi replikte adımı bulursun ; bilmiyorum
adımı cümlelerinde kullanırken
neden hep ölü tutarsın bedenimi?