1 Ağustos 2011 Pazartesi
5 Mart 2011 Cumartesi
18 Ocak 2011 Salı
çirkin
tertemiz kimse yokmuş, onu gördüm bugün. insanlar paslı. insanlar çirkin. bu yüzden en güçlü maskemin arkasına saklanıp kendimden zayıf insanlarla yürüyorum sanırım. tüm hayallerimi kırsınlar diye kuruyorum. kırılacaklarını bile bile. müsa"deniz"le...
insanların alnında yazmıyor ki arkadaş "güvenilir" diye. düşüveriyorsun. beş günün mutlu geçiyorsa altıncı günde skip atıyorlar bir kenara. dostluk kalmıyor, aşk kalmıyor. pasak var herkesin gülüşünde biraz. inatla düşüyorum bu tuzağa. inatla seviyorum, inatla açıyorum kendimi.ciddiyetimden taviz vermemeyi ne çok isterdim oysa!
22 Aralık 2010 Çarşamba
ve
gecelerim ismini kaybetmeye başladı bile
dilsiz bir çocuğun yanık türküsü gibisin nafile
telaşlar tutuşmuş şimdi ellerimde
gök düşüyor, güz düşüyor, kış düşüyor hala ve
sana koşuyor içim...
bu şehrin geceleri ayrı bir kaos
sanki her köşede ayrı bir yankılanıyor ismin hep
detonesin ve varlığın hep aynı sokakta eziliyor
ne çok ölüyorsun ayışığı yokluğunu sayıklıyor
ve çocuk düşlerim ve koca bir kız çocuğuyum ben yittim
bu anın içinde ve karıncalanıyor ellerim sahi
ne çok ölüyorsun güneş yüzüne vuruyor ve
denizsiz bir kentte özlemek hep daha zor ve asıyorum onları
birebir yaşıyorum tüm kabuslarımı ve ağlayıp uyanıyorum ve yine
yoksun ve yokluğun içimi kemiriyor!
18 Kasım 2010 Perşembe
trajedi tiyatrosu
rüzgar bilinmeyene itiyor ihtiyar ruhumu
yeni bir şehir kapılarını aralıyor
gülüşlerimi yitirdiğim sokak aralarında
defalarca intihar ediyor çocukluğum.
her sokakta üç rekat ağlıyorum.
yaralarım dikiş tutmuyor
dikiş tutmuyor sensizlik...
kanamalı sökükleri var tenimin astarının
iki yanı kanamalı gülüşleri.
izmir'de görüntüler böyle.
şimdi sendeyiz merkez!
k.İ
şiirlerim sizin olsun
aşklarım sizin olsun
gittiğim bütün yerleşim birimlerindeki
morgların kapısı açıktır bana.
otopsimden para da almazlar.
-
bugün uzaktan bir seyrettim seni Ankara,
biliyor musun ne denli haksızlıklar bütünü yüklediğin bana
dil altı yaptığın aşklarımı saymıyorum
ne çok hüzün kattın aslında
parmak uçlarımı kesen bir tutkuydu sana duyduğum
ve birden canım hiç acıdı
sana emanet ettiğim.
Every Now n Then
ellerim gecenin omuzlarına dokundu. sevda yükünü boşaltırken gözyaşlarıma, taşıyamadım seni. damladın gözlerimden. sesin odadaydı hala. biz orda değildik. olamadık.
ölümün maskesi düştü. mumları ben yakmadım. benim değildi o eller. acı tam gecenin ortasında doğuruverdi. acı bize pişti yaptı. hissedemedik. ellerim gecenin ellerine dokunamadı. gece kendini senin sesine boyadı. biz orda değildik. olamadık.
29 Ekim 2010 Cuma
Aşk 1
"küçük bir çocuktum. kırlarda dolaşırken incittim ayak bileğimi. tedavi istemedim, geçer dedim. şimdi koca bir kadın oldum ve incinen bileğime saniye yüklensem ayakta durmakta güçlük çekiyorum. dahası acı. dahası pişmanlık..."
aşkı yaşlandıran çiftler var derlerdi inanmazdım. ancak kendiniz bunlardan biri sınıfına giriyor olabileceğinizi düşündüğünüzde kabulleniyorsunuz bunun aslında bir "gerçek" olduğunu. ben de fark ettim geçenlerde bazen yaşlandırdığımı onu. kağıdımı kalemimi aldım önüme, bir mum yaktım ve tütsü. aşkı çizdim. kendi içimde bir ayindi bu. çağırdım onu. uzun süre bekledim. yalvardım gelsin diye. şimdi gelmeyecekti de ne zaman?
neden sonra geldi. gözlerime inanamadım. bir ağlamak geldi içimden, bir boğulmak gözyaşlarına... ağzımı kapadı narin parmaklarıyla. "sus" dedi, "korkutuyorsun beni"... güzel yüzünde boylu boyunca çizgiler, gözlerinin altında dev torbalar, tazecik beklediğim ses çatallaşmış. dahası ayakta duramıyor. bir sandalye çektim hemen ona. "otur" dedim "uzun yoldan geldin, yorgunsundur."
yorgundu. yorgunduk.
"yok mu" dedim "çaresi olmayan dert olmaz. nasıl geldin bu hale?"
"çok koştum" dedi "çok düştüm."
"bir şeyler ikram edeyim sana" dedim "ne istersen?"
"istemem bir şey" dedi "yedikçe çıkarıyorum şu aralar".
"şiirler yazdım sana" dedim
"adına şarkılar besteleniyor yıllardır hem. mırıldanırım istersen. okurum tüm şiirlerimi. hepsi sana. bir nebze mutlu ol bari. sensiz bir dünya düşünülemez ki."
"istemem" dedi "çok da vaktim yok zaten. gitmem lazım, beklerler."
"dur" dedim "hemen nereye? daha bana gittiği, gördüğün yerleri anlatacaktın. ben yıllardır bekliyorum bu anı."
"gitmeliyim" dedi "beklerler."
"iyi ama nereye şimdi?" dedim "bu yaralarla nasıl?"
"yaralarımı hafifletmem için gitmeliyim zaten" dedi. "ayrılık beklemez."
kaybolmadan önce derin bir iç çekti ve başladı konuşmaya :
"küçük bir çocuktum. kırlarda dolaşırken incittim ayak bileğimi. tedavi istemedim, geçer dedim. şimdi koca bir kadın oldum ve incinen bileğime saniye yüklensem ayakta durmakta güçlük çekiyorum. dahası acı. dahası pişmanlık..."
giderken mırıldandım : "love... love will tear us apart, again..."
kimseyi inandıramadım aşkı bulduğuma.
- deneme bir ki üç -
20 Temmuz 2010 Salı
Göz'de
günahlarına sarılıyorum yitmiş bir aşk hikayesiyle ...
en uykusuz askersin şimdi sen benim kavmimdeki
feleğin yalınayak dansında yılan gibi kıvrılıyorsun
sonsuz bir kayboluş sonrası yeşil bir hüzün bırakıyorsun ardında
hala umut bir pentagram şarkısı sırasında
bir bakışın kayması içime yıldızlar dökülürken.
spot ışıkları altı8nda bir ulaş
ma meselesiydi sana içimdeki çocuğu ağlattın.
senin parmaklarınla tutyorum şarap bardağını,
senin dudaklarınla içiyorum bu gece.
sen ölüm virtüözü, ben kan orkestrası şefi.
hüznün kanı notalara damlar bir an sanki
epilepsili yıldırımlar iner kumsalın ortasına.
bak, ağlıyor tüm seyirciler konserin orta yerine
aşklarca yaş, şiirlerce akor var gece karanlığında
kalbim hala o çam ağaçları arasında kederli
hala gitar çalıyorum ben yastığım baş ucumda
senin parmaklarınla hala.
en uykusuz askersin şimdi sen benim kavmimdeki
feleğin yalınayak dansında yılan gibi kıvrılıyorsun
sonsuz bir kayboluş sonrası yeşil bir hüzün bırakıyorsun ardında
hala umut bir pentagram şarkısı sırasında
bir bakışın kayması içime yıldızlar dökülürken.
spot ışıkları altı8nda bir ulaş
ma meselesiydi sana içimdeki çocuğu ağlattın.
senin parmaklarınla tutyorum şarap bardağını,
senin dudaklarınla içiyorum bu gece.
sen ölüm virtüözü, ben kan orkestrası şefi.
hüznün kanı notalara damlar bir an sanki
epilepsili yıldırımlar iner kumsalın ortasına.
bak, ağlıyor tüm seyirciler konserin orta yerine
aşklarca yaş, şiirlerce akor var gece karanlığında
kalbim hala o çam ağaçları arasında kederli
hala gitar çalıyorum ben yastığım baş ucumda
senin parmaklarınla hala.
18 Haziran 2010 Cuma
Tatlı Uykular
gitar kıpırdasa teninin rengi buharlaşıyor!
Kar gibi kış kokuyor hayat
hangi resim gerçeğe dönüşecek bu gece
kim düşecek yatağından yeryüzüne
ve kaç aşk daha dile gelecek?
yitecek.
-
bir
iki
üç
-
yüzüm kendine ters aslında
aslım da yok
ibaretten ibaret bir kabare
ruh yitik şehirde
sözcükler hep birbiri ardına saplanıyor
ve mızraklar diziliyor içime.
6 Haziran 2010 Pazar
Yüz
korkuydu belki kim bilir
o an ıslak pençelerinle
kül tabağına akıtmıştın belki
zehrini
uzaktın sahi , çok uzaktın bana ...
ve dedim ki
"öyle sarhoş olsam ki
bir daha ayılmasam
her şey bir rüya olsa
unutarak uyansam !.."
gelmedi elimden
ellerim sana uzandıkça
bir hükmediş sarstı bu bedeni
han`da yankılanacak artık
o tarifsiz çığlıklar
adına yakılacak ağıtlar
kelimeler telaffuzunu kaybetmiş
senin yüzünde(n) ...
o an ıslak pençelerinle
kül tabağına akıtmıştın belki
zehrini
uzaktın sahi , çok uzaktın bana ...
ve dedim ki
"öyle sarhoş olsam ki
bir daha ayılmasam
her şey bir rüya olsa
unutarak uyansam !.."
gelmedi elimden
ellerim sana uzandıkça
bir hükmediş sarstı bu bedeni
han`da yankılanacak artık
o tarifsiz çığlıklar
adına yakılacak ağıtlar
kelimeler telaffuzunu kaybetmiş
senin yüzünde(n) ...
30 Nisan 2010 Cuma
siyah süt
geçmişe toz kondurdu fırtına
şehirde kaybolan ruh seni aradı
içinde bir sen vardın gecenin
bir de sen.
acıyla törpüledim yaşlarımı
aşk denen illetin yüksek mertebelerine
hayır , biz erişemedik
ve sen iterken beni fırtınaya
mor bir çığlık döküldü ağzımdan
yüzün kanardı gecelerce
aşk ağlardı
hayatın göğüslerinden emdiğim siyah süt
ilk defa zehirledi beni bu gece
ve sen iterken beni fırtınaya
sevdiğimi fısıldadım o gece
biryağmur şahit oldu kanayan aşkıma
ölüm mısralarıma dokundu ve sen
uzaktın cidden.
şehirde kaybolan ruh seni aradı
içinde bir sen vardın gecenin
bir de sen.
acıyla törpüledim yaşlarımı
aşk denen illetin yüksek mertebelerine
hayır , biz erişemedik
ve sen iterken beni fırtınaya
mor bir çığlık döküldü ağzımdan
yüzün kanardı gecelerce
aşk ağlardı
hayatın göğüslerinden emdiğim siyah süt
ilk defa zehirledi beni bu gece
ve sen iterken beni fırtınaya
sevdiğimi fısıldadım o gece
bir
ölüm mısralarıma dokundu ve sen
uzaktın cidden.
o sabah

rüyalarımda
sürekli bir ölü taşıyorum
güçsüz omuzlarımda
beyaz tenim kararıyor
ve umut ıslak bir kefenin içinde
ve çelme yiyor ruhum
korkuyorum artık
yeniden yaşamaktan ve kader
son bir darbe peşindeyken
ben seni görüyorum rüyalarımda
terkediyorum seni
sen bana kansın
sen bana korku.
can bitap
can paramparça
can ağlamaklı
can hep ölüyor aynı dizelerde.
melankoli : saklı nişanlım!
hala acını hissediyorum
ve biliyorum ki
gitmek istemedin
istemedim.
isyanım sana değil.
isyanım kimseye değil
huzurlu gecenin ardından gelen
o ezan sesinde unutulmuş kayıp
karmakoma düşlerimde
ben neden yiterdim
ben neden yitirirdim seni
kollarımdan usulca kayarken sen
ben neden hep ölürdüm
şimdi tam hatırlayamıyorum
yolun sonunda
geç kalmış her şey.
şimdi tam hatırlayamıyorum.
neden çekip gittiğimi o sabah
ve hatırlayamıyorum gündüzün bana
ne çok hakaret ettiğini
o sabah
hatırlayamıyorum.
23 Nisan 2010 Cuma
Sobe

özrü kabahatinden beter bu gece bu tufanın
artık kelimeler yetersiz kalıyor bir yerde
ölüm kadar açık bu anlamsızlık
-fizik kuralları ardımızda kalıyor-
yaratılmış binlerce senaryonun arasına çullanan
tabirsiz hayallerim var
-kırmızı,siyah,püsur,at renginde-
eski aşkları kazıtmak gibi kafadan hani
silip atamadığım bir hayal(et)sin
aynalar paramparça , ruhlar hep sökük!
etin etime sobelenmiş de sanki
aynı melodiler akıyor boğazımdan
hep kırık - dökük.
hiç mızmızlanma
bu şiirin kabahati sensin
ayıbı senin.
sen benle aynı havayı teneffüs etmeye bile
tenezzül etmiyorsun
ne acı , ne ayıp!
değişen tek şey bu gece
son sürat
aklanamayan
gaz pedalı.
kıyamete doğru!
18 Nisan 2010 Pazar
Veda
bir veda senfonisi bestelendi adeta
anın içine sıkışmış , yalnızlığı beklerken
irkildim.
sesin beni yordu.
sesin reva mıydı kurumuş topraklarımda
yağmur muydun gizlice yağan , bilemedim.
sesin itti beni jiletlerin o kör gölgesine.
uykuların kesti bileklerimi
kan içinde uyanışım oldun.
ben bugün sende öğrendim ;
sevmek senleyse
benim ağzıma büyük kaçan bir kelime.
yoruldum ölmekten
fiilsiz yalnızlıklar sığıntı gibi duruyor tomurcuk gecemde
her dileğim birer birer darağacına sarılıyor
oysa meyve vermiyor
kimse bilmiyor
dibe çöküş var dizelerde bu akşam
yıllar bir kadehçik viski olmuş
kırık bardaktan boşalan.
gece üzerime son sürat boşalırken
ben en yalnız matemlere ödünç veriyorum dudaklarımı
hayatımı idam ediyorlar
görmüyor musun
feci bir kayboluş izliyor klavyedeki her harf
yalan her düş artık
düşlerim kendine kayıp
uykular düş şimdi
uykusuz geçen geceler beni anlatamaz sana
hangi replikte adımı bulursun ; bilmiyorum
adımı cümlelerinde kullanırken
neden hep ölü tutarsın bedenimi?
15 Nisan 2010 Perşembe
/2

ne bok yiyorsun orda bilmiyorum. çok uzun zaman oldu sesini duymayalı, yüzünü görmeyeli. özlüyorum sanırım bazen seni. ellerini özlüyorum. gözlerini ve gülüşünü en çok. düşüşlerini, bana kızışlarını bile özlüyorum. yaparız deyip yapamadığımız onca şeyi özlüyorum. ağlayamıyorum ama. trenler bomboş. ve şairin dediği gibi her şey. biliyorum, sana giden yollar kapalı...
ismimi anıyor musun bilmiyorum. aklına geliyor muyum? ya sen hatırlıyor musun beni? gülüşümü? şiirlerimi pek severdin sen. sana yazmıyorum artık. sana yazamıyorum artık çünkü sana yazdığımda darılıyor bana hayat. haketmiyormuşsun. öyle yazıyor gazetelerde. beni artık sevmediğinden bahsediyor tüm şarkılar...
beni görüyor musun hiç rüyalarında? bilmiyorum. rüyalarına konu olamayacak kadar değersiz, eskimiş miyim? buruşturdun mu beni? kırmızıdan siyaha çalar oldum ben. dev fil mezarları gibi içimde sana ait olan boşluk. gelmeyeceksin hiç geri, değil mi?
doğru mu tüm bunlar? bilmiyorum. senin şehrine geliyorum. seni görmeye cesaretim yok. tüm hatanın bende olduğunu düşünüyorsun, eminim. hatayı hep başkalarında ararsın zaten hep sen. kendin sütten çıkmış ak kaşıksın çünkü sen. mükemmelsin çünkü sen. kusurun yok hiç çünkü senin. kızıyorum sana kimi zaman.
ne bir resmim var ne de bana ait herhangi başka bir şey değil mi? hem belki taşınmışsındır da o evden. anılarımızı da bırakmışsındır başkalarına. başkaları ne yapsın bizim anılarımızı? onlar bizimdi. kırdın belki. unufak ettin her şeyi. bilmiyorum. senden haber alamıyorum, ulaşmak istiyorum, itiyorsun beni. ve üzülüyorum , sana giden yollar kapalı...
nasıl tanışmıştık, hatırlıyor musun? sanmıyorum unuttuğunu. unutmuş olamazsın.
ve evet. trenler bomboş. istasyon bomboş. vapur ağlıyor, iskele de batmış. öyle demiştin sen. ağlamıyorum, merak etme. suçluyum, her zaman olduğum gibi yine suçluyum. biliyordum sonumuzun geldiğini ama bu defa geri adım atamazdım. parçalanmaktan yorulmuştum çünkü. kıskanıyordum seni, görüyordun ve umursamıyordun. ellerimi gözlerimi çalıp da gittin. hayatıma girişin gibi çıkışın da ani oldu, alelade oldu, üzücü oldu. çok seviyordum.
saçlarını kızıla boyamışsın tekrar. seni göremiyorum. adını duysam içim cız ediyor. gelmeyeceksin hiç geri, değil mi?
ağır bilinmezlikler kumpanyası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

